Mustafa olarak harp okuluna giren ve Mustafa Kemal Bey olarak Harp Akademisinden mezun olan bu komutan Mustafa Kemal Paşa, daha okul yıllarında başarılı bir kişilik olarak arkadaşları arasından sıyrılmış ve geleceğin en belirgin komutanlarından birinin geldiğini hissettirmişti.
Ordudaki çeşitli kademeleri hızla tırmanırken, başarılı, atak ve geleceği gören yapısının yanında, kilitlenmiş Osmanlı bürokrasisi ve birçoğu ya adıyla ve sanıyla Türk olmayan ya da adı Türkçe sanı yabancı olan; kademeleri tutmuş kişilerin ve vatan hainlerinin düşmanca tutumları ile önüne set çekilmeye çalışılmıştır.
Bu başarılı Osmanlı komutanı, için için yanan vatan hasreti ile olayların çok uzak gelişmelerini görmekte ve sürekli bağırmaktadır. Ancak, planlarının bozulacağından korkan içteki ve dıştaki düşmanlar oyunlarına başlamışlarsa, vatanını seven başta padişah Mehmet Vahdettin Han olmak üzere çeşitli paşalar, bu değerli komutanı seçmiş ve Anadolu hareketini başlatmak için Anadolu’nun ta bağrına göndermişlerdir.
Herkesçe malum olan şanlı ve kahraman ordumuz, komutanlarımız ve askerimiz bir destan yazarak bu savaşı kazanmışlar ve koskoca bir Osmanlı çınarının dibinden yeni bir filiz sürgün vermiştir. Daha modern daha güçlü ve günün şartlarına uygun bu fidan Mustafa Kemal Paşa’nın ve arkadaşlarının çabaları ile büyümeye başlamıştır.
Ancak ortada bir sorun vardır; bu ülke liberalizmle mi gelişecek, yoksa devletçilikle mi yönetilecekti. Atatürk her zaman sermayesi ile halkın katılımını savunmuş ve devletçi düşünen İsmet İnönü ile özellikle 1938 yılının başında bu konuda büyük tartışmalar yaşamış ve Celal Bayar’ı Başvekalete getirerek bu soruna son noktayı koymuştur. İşte sonun başlangıcı da burada başlamış ve bir anda hızla gelişen bir hastalığın pençesine düşmüştür. Bu hastalıkla birlikte yalnızlığı doğru itilmiş, Celal Bayar, Mareşal Fevzi Çakmak, Rıza Soyak, Kılıç Ali, Salih Bozok gibi vefalı dostlarının haricinde kapısını çalan olmamaya başlamıştır. Son döneminde her ne kadar İsmet İnönü ziyaret etmek istese de malum güçler buna izin vermemiş, bu değerli insan hayatı gibi vefatı da hızlı olmuş ve birkaç dostunun gözyaşları arasında son nefesini vermiştir.
Atatürk son dönemlerinde yalnız olduğu bir gerçektir. Hatta öyle yalnız ki kardeşi Makbule Hanım zorlamasa cenaze namazını bile kıldırmayacaklardı. Kardeşinin ısrarı üzerine takriben 10 – 15 kişinin katıldığı ve hiçbir kamera ve fotoğraf makinesinin alınmadığı bir cenaze namazı ile gönderilmeye çalışılmıştır. Ancak binlerce kadirşinas halkımızın gözyaşları arasında ebedi istirahatına gönderilmiştir.
Olaylarda bundan sonra devam etmiş önce Türk Lirasından resmi ve adı silinmiş, resmi kurumlardan resmi indirilmiş ve yok sayılmıştır. Ancak dedik ya kadirşinas halkımız onu unutmamış, unutturamayacaklarını anlayınca da bu seferde yoğun bir Atatürk propagandasına girilmiş her şeye bu ismi yazarak bıktırma çalışmalarına girişilmiştir.
Şimdi ise kötüleme zamanıdır. Son Mustafa filmini izlemedin, aslında izleyecektim, hatta sinemanın kapısına kadar gittim, ancak, eleştirileri duyunca geri döndüm; çünkü bir şey söylüyorsanız bunun nedenini de söylemeniz gerekmektedir. Önce ilah ilan edeceksiniz sonrada yerin dibine batırmaya çalışacaksınız bu şekilde objektiflik olmaz. Geniş açıdan baktırmazsanız ben bu filmi izlemem, izlemenizi de tavsiye etmem, burada onların seviyesine düşmemek için filimin içeriğini anlatmayacağım, ancak bilinmelidir ki bu safha üçüncü safhadır ve artık yok sayılma safhasıdır. Atatürk bir insandır, hataları olacaktır, hatasıyla sevabıyla o bizim liderimizdir ve öyle kalacaktır. Biz onu hiçbir zaman ilah olarak görmedik, o bizim için her zaman büyük bir komutan ve vatansever olarak hep gönlümüzde yaşayacaktır. Benim için önemli bir lider şunu demişti ‘’ Çocuklar bakın bir gün gelecek, Mustafa Kemal Paşa’yı savunan tek biz kalacağız ‘’ herhalde ona doğru gidiyoruz.