Türk-Eğitim Sen Bilecik Şube Başkanı 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı.
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ
"Milletlerin kalkınması, toplumların yükselmesinde eğitimin rolü herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Bu manada eğitim, ülkemizin en önemli sorunudur. Öğretmen bu sorunun merkezinde yer almaktadır. Eğitim anlayışındaki değişiklikler, teknolojik gelişmeler öğretmenin eğitimdeki rolünü önemini azaltmamış, değişen dünya şartları, milletler için eğitimin kalkınmadaki önemini daha da artırmıştır.
Mutlaka kazanmamız gereken eğitim davasında öğretmen vazgeçilmez bir öneme sahiptir. 24 Kasımları bu gerçeğin ışığında Öğretmenler günü olarak kutluyoruz. Öğretmenler gününde, Başöğretmenimize, Cumhuriyetimize, milletimize, milli değerlerimize saygımızı, bağlılığımızı tazeliyoruz. Eğitimin millet hayatındaki önemini vurgularken aynı zamanda eğitim ve eğitim çalışanlarının sorunlarını tekrar gündeme taşıma fırsatı buluyoruz.
Ekonomik krizin maaşlarımızı erittiği, zamların hayatı çekilmez hale getirdiği, ek ders ücretlerinin kuşa çevrildiği, sağlık harcamalarının bir yıl geçmeden ödenmediği, hizmetli ve memurların unutulduğu, eğitim çalışanlarının yüzde 94’ünün Bakanlığın mevcut uygulamalarından şikâyetçi olduğu, yüzde 92’sinin aldığı ücreti yeterli görmediği, liyakat ve kariyerin yerini yandaş kayırmanın aldığı, 150 bin öğretmene ihtiyaç bulunurken ve yine sayıları 190 bine ulaşan öğretmen adayları atanmayı beklerken, okullarda öğretmensizlikten derslerin boş geçtiği ya da ücretli- sözleşmeli köleliğin geçerli olduğu bir ortamda Öğretmenler Gününü kutluyoruz.
MEB’de karşılıklı güven kaybı yaşanmaktadır. Bakanlığın 76. Madde ayıbı, yargı tarafından birer birer düzeltilmektedir. Bakanlık kendi mensuplarına güvenmediğini her vesile ile ortaya koyuyor. Toplu torpillerin, toplu iptallerin yaşandığı bir Bakanlıkta personelin MEB’e güveni nasıl sağlanacaktır? Her gün yönetmeliklerin, kuralların değiştiği Bakanlıkta, milli eğitimin nereye gittiğini kestiremiyoruz.
Türk Eğitim-Sen olarak, 24 Kasım Öğretmenler Gününün aynı zamanda bir eğitim haftası olarak değerlendirilerek, öğretmenlerin, eğitim çalışanlarının problemlerinin, eğitimin-öğretimin tartışıldığı, konferans ve panellerin düzenlendiği bir gün ve hafta olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Öğretmeni ihmal eden bir eğitim sistemi başarılı olamaz ve ancak huzurlu öğretmenden başarılı ve verimli eğitim beklenebilir.
Öğretmenlik mesleği saygınlığını kaybetmiştir. Öğretmenlik sıradan bir meslek haline getirilmiştir. Bunun, ülkeye mutlaka bir faturası olacaktır. Atatürk’ün uyarısını tekrar düşünmekte fayda vardır: “Eğitim işlerinde behemehâl muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu surette olur.” Mesleğin itibarını yeniden kazanmasında bize olduğu kadar Bakanlığa da görev düşmektedir.
Günü birlik alınan kararlarla, eğitim yaz-boz tahtasına çevrilmiştir. Ben yaptım oldu mantığı MEB’in yöntemi haline gelmiştir.
Mesleğimizin birkaç sorununu şöyle sıralayabiliriz:
• Öğretmenlik mesleğinin statüsü düşmüştür. Özellikle, öğretmen maaşlarının düşük olması gibi etkenler öğretmenlik mesleğini sıradan bir iş haline dönüştürmüştür. Halbuki, 1739 sayılı yasada öğretmenlik bir ihtisas mesleği olarak belirtilmiştir. (OECD ülkelerinde en üst derecede maaş alan öğretmen 47 bin dolar, Türkiye’de ortalama 13 bin dolar almaktadır).
• Öğretmenlerin insan yetiştirmesi ve doğacak hataların ileride telafi edilmesinin çok zor olması, öğretmenlerin çalışma saatlerinde sürekli aktif ve verici durumunda olmaları, çalışmalarının işyeri dışında da sürdürülmesi, birleştirilmiş sınıflar, YİBO ve köy ilköğretim okullarındaki çalışma şartları mesleğin güç yanlarını teşkil etmektedir.
• Öğretmenlik mesleğinin yükselmelere çok açık bir meslek olmaması, görevde yükselmede yaşanan adaletsizlik iş tatminsizliğine yol açmaktadır. Öğretmenlerin en fazla rahatsız olduğu konulardan birisi, aralarında adaletli davranılmadığıdır.
• Öğretmenlerin yaptıkları çalışmaların amirleri tarafından yeterince takdir edilmemesi, başka bir ifade ile, takdir noktasındaki isabetsizlikler öğretmeni ve eğitimi olumsuz etkilemektedir.
• Öğretmenin yönetime katılma ve karar verme sürecine yeterince katılamaması.
• Yöneticilerin çalışanlara yaklaşımı, demokratik veya otoriter yönetim anlayışına sahip oluşları, adaletli oluşları, personele saygısı, çalışanlara rehberlik yapması gibi yönetici tutumları çalışanlar üzerinde olumlu yada olumsuz etkiler oluşturmaktadır.
• Kadrolu, sözleşmeli (4/B-4/C), ücretli öğretmen gibi ayırımlar eğitim sistemimize zarar vermekte, adaletsizliğe yol açmaktadır.
Bütün eğitim çalışanları (memur, hizmetli ..) bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Memurlar MEB’in üvey evladı konumundan çıkarılmalıdır. Görev tanımları, atamaları bir kurala bağlanmalıdır. Fazla çalışmalarına ücret ödenmelidir. Her türlü ayırımcılığa son verilmelidir.
MEB, gerek eğitim sistemimiz ve gerekse eğitim çalışanları ile ilgili kararlarında, çalışanların temsilcilerinin görüşlerine başvurmalıdır. Katılımcı demokrasinin gereği budur. Bakanlık ve İl Disiplin Kurullarında olduğu gibi, atama kurullarında da sendika temsilcileri bulunmalıdır.
Her milletin eğitim sistemi kendi ideal kültür normları çerçevesinde örnek vatandaşını yetiştirmeyi amaçlar. Oysa eğitim sistemimiz, şu anda AB ameliyat masasında, küreselci doktorların eliyle AB’ye benzetilme operasyonu geçirmektedir. Milli eğitim, ulus devletten şikâyetçi olanların ve küreselcilerin ilk hedefleri arasında yer almaktadır.
Bizler Türk öğretmeni olarak, Başöğretmenin kurduğu ve temeli yüksek Türk kültürüne dayanan Cumhuriyetimize “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeye devam edeceğiz. Bugün, "Cumhuriyetin fikren, ilmen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyuculara dünden daha çok ihtiyacı olduğu düşüncesindeyiz."
24 Kasımların protokol kutlamaları olmaktan çıkarılıp Türk eğitimine ivme kazandırılan günler olması dileğiyle meslektaşlarımızın Öğretmenler Gününü kutluyor, sağlık ve başarılar diliyoruz."